Bu roman, bir aşk hikâyesinin gölgesine sığınmış bir milletin çığlığıdır.
Günce ile Batur Han, Tek Ağaç’ın altında birbirlerine söz verirken, gök yavaş yavaş kararır, yer kızıl bir renge bürünür. O an, Doğu Türkistan semalarında bir milletin alın yazısı yeniden yazılmaktadır.
Bir yanda sevdanın masumiyeti, diğer yanda zulmün karanlığı… Kaşgar’dan Opal’a, Turpan’dan Urumçi’ye uzanan topraklarda yaşanan her dram, insanlığın vicdanına kazınmış bir yara gibidir.
“Yer Kırmızı Gök Siyah” yalnızca bir roman değil; suskun dünyanın duymak istemediği feryatların, yok edilmek istenen bir kimliğin, asırlarca hür yaşamış bir milletin onurlu direnişinin hikâyesidir.
Bir yanda Mir Kadir Hazret’in bilgece sabrı, bir yanda Batur Han’ın gençliğine sığmayan isyanı…
Her satırda, bir annenin gözyaşıyla bir babanın duası birbirine karışır.
Ve bir milletin kaderi, tek bir cümlede yankılanır:
“Dağ büyükse de güneşi engelleyemez.”






Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.